Anksiyete: Kaygı Bozukluğu

0

Anksiyete, gün içinde hepimizin sık sık yaşadığı fakat çok da farkında olmadığı bir durumdur. Bir sınava girmeden önce, iş görüşmesi esnasında veya durup dururken bile ortaya çıkabilir. Peki neden oluyor bu anksiyete? Bilinen adıyla ”kaygı bozukluğu”, aslında ilkel beynimiz olan limbik sistemin bize kırmızı ışık yakmasıdır. Vücudumuzda alarmlar çaldırır, ellerimizi ayaklarımızı buz kestirir, kalbimizi hızlı hızlı çarptırır. Bir nevi uyarı sistemi yani. Limbik sistem kendisini tehlike içinde sanır ve vücuda bazı sinyaller gönderir. Bu durumu herhangi bir olay, görüntü hatta koku bile tetikleyebilir. Bu sinyallerle beraber adrenalin hormonu salgılanır. Bunun  sonucunda da vücudunuz alarma geçer ve sizi o durumdan kalmanız için uyarmaya başlar. Hatta bu durumun bir adı var: savaş veya kaç. Hayatta kalma içgüdümüzden sorumlu olan amigdala da bizde korku hissi  uyandırır. Eğer korku  duymasaydık karşımızda bir aslan dursa bile ondan kaçmamız için gereken itki gücünü kendimizde bulamazdık. Korku karşında kaçma ve kaygı duyma yetisine sahip olmak elbette müthiş bir insan özelliği. Fakat ortada korku yaratacak bir durum yokken de bu korku mekanizmasının çalışması elbette biraz can sıkıcı…

Anksiyete (Kaygı Bozukluğu) Nedir?

Psikolojide anksiyete olarak bilinen kaygı, tehlikeli durumlarda, “vücuda meydan okumaya hazır olması gerektiğini haber veren” sinyaldir.  İlkel beyin dediğimiz limbik sistemin vücutta fazla aktif olması sonucunda alarm sürekli yanar. Yani vücudunuz, her an savaş için hazırdır. İşte ileri seviyede yüksek anksiyete bozukluğu olan insanlara olan şey de basitçe budur.

Örnek verelim: Kapalı alan korkusu olan bir adam çok uzun süre kapalı bir alanda kalırsa anksiyetesi her dakika kat ve kat artar. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi eller titrer, ayaklar buz tutar, kara düşünceler birbiri ardına sıralanır, her an bir felaket başa gelecekmiş gibi kendini kurtarma senaryoları zihinde belirir, çarpıntı artar, soğuk terler dökülür ve kişi en sonunda kaçma isteğiyle o alandan hemen uzaklaşmak ister. Tabi bu gibi durumlarda kaskatı kesilen insan sayısı da oldukça fazladır. Bu korku durumları bayılmaya kadar varabilir. Adrenalin öyle yüksek ve korku o kadar fazladır ki kişinin sistemi buna dayanamayıp kendini bir süreliğine kapatır.

Beyin o an öyle büyük bir tehlike algılar ki öğrencinin frontal lobunu kısaca mantıklı düşünebileceği alanı kilitler.

Şimdi de hepimizin çok iyi bildiği bir senaryodan bahsedelim. Sınava giren bir öğrenci çok heyecanlanır, sınav süresince hiçbir şey yapamaz, sorular ona çok kolay gelir ve sınavdan elleri kolları titreyerek hayalleri suya düşmüş bir şekilde çıkar. Neden mi? Çünkü beyin o an öyle büyük bir tehlike algılar ki öğrencinin frontal lobunu kısaca mantıklı düşünebileceği alanı kilitler. Böyle olunca öğrenci, en kolay soruları hatta kelimeleri bile algılayamaz. Korku duygusu coşmuş fakat tam aksine mantık bölümü bloke olmuştur. Sınavdan çıkıp sorulara bir göz gezdirdiğinde ise soruların ne kadar kolay olduğunu görür. Çünkü artık kaygı yaratan durum ortadan kalkmıştır, kişi güvenli bölgesindedir. Konfor alanında huzur içindedir. Alışık olduğu duygu düzeyindedir ve ortada hayatını bağladığı bir durum yoktur. İşte yüksek anksiyete, kişinin kendisine bu şekilde zararlar verir.

Sempatik ve Parasempatik Sistem Nedir?

Şimdi de sempatik sistem ve parasempatik sistemden bahsedelim.  Sempatik sistem bize savaş kaç diyip bizim harekete geçmemizi sağlayan sistemdir. Parasempatik sistem ise  dinlen ve sindir diyerek bizi sakinleştirir. Yani ikisi zıt gibi gözükse de birbiri olmadan hiçbir işe yaramazlar. Tehlike durumunda sempatik sistem harekete geçer, tehlike geçtiğinde ise parasempatik sistem. Anksiyete bozukluğunda da işler aynıdır fakat ortada gerçek bir tehlike yoktur. Vücudumuzu bu açıdan tanırsak anksiyete sürecinde kendimize bunu anlatıp sürecin geçmesine yardımcı olabiliriz.

Zihnin uydurduğu senaryolara istemeden inanmak kaygılı insanları yoran en büyük problemdir.

Başka bir örnek vermek gerekirse siz evde tekken evin içinden bazı sesler duysanız evinize bir hırsız girdiğini düşünürsünüz. Limbik sisteminiz sizi direkt olarak o korkulu ana götürür ve hemen kaçma isteği uyandırır. Bunu bir saniye de olsa yaşarsınız. Hatta yüksek kaygı bozukluğunuz varsa hayli hayli yaşarsınız. Oysa ki tek olan şey tencerenizin biraz olsun yerinden oynamasıdır.

Geceleri camları kapalı yatan binlerce insan vardır. Evlerinin içine nişan alınacağını düşünerek korkudan uyuyamayan ve sürekli perdeleri kapalı olan insanlar da vardır. Bu örnekler çoğaltılır. Elbette ki önlem almak önemlidir fakat gerçekten tehlike oluşturacak bir durum varsa. Zihnin uydurduğu senaryolara istemeden inanmak kaygılı insanları yoran en büyük problemdir. Sürekli tehlikeye karşı hazır halde beklediğinizi düşünsenize. Ne kadar zor olurdu değil mi? Sizi ölüme sürüklemeyecek olan onlarca şeyin sizi öldüreceğinizi düşünmeniz? Kaygı bozukluğu diye geçip gitmemek gerekli. Yüksek kaygı bozukluğuna sahipseniz ciddi bir tedaviye ihtiyacınız olabilir.

Anksiyete Tedavisi Nasıldır?

Peki bunun tedavisi var mıdır? Tedavi şansımız elbette ki var. Fakat mutlaka ve mutlaka bir psikolog veya psikiyatrdan yardım alınması gerekir. Özellikle bilişsel- davranışçı terapi yüksek anksiyete- kaygı bozukluğu için en doğru terapi yöntemidir. Psikolog ile süreç hakkında konuşulur, psikolog size aşılması gereken ufak görevler verir ve sizin bunları uygulama hızınıza göre iyileşme hızınız da gelişir. Tabi ki de yüksek anksiyetesi olan kişilerde bu kontrolü sağlamak epeyce zordur. Fakat asla imkansız değildir. Minik görevlerle başlayıp devamını getirmek, ilkel beyninize bu durumu aşama aşama öğretmek ve ona aslında bu kadar da korkulacak bir durum olmadığını anlatmak şimdilik en doğru yolmuş gibi görünüyor. Çünkü tıpta henüz bunun fiziksel- biyolojik bir tedavisi mümkün değil.  

Psikolojik rahatsızlıkların tedavilerini zorlaştıran en büyük etken bazen görünürde hiçbir sorunun olmamasıdır. Yani takıntıları olan birinin beynini incelersek  birkaç fark bulmakla birlikte kesin bir fark ortaya çıkaramayız. Bu yüzden bazı psikolojik rahatsızlıkların, ilaç ile kesin bir tedavisi yoktur. Yüksek kaygı bozukluğunda antidepresanlar sakinleştirir evet fakat tam olarak iyileştirmez.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.